![]() | |
![]() |
| | Seçenekler |
| | #81 |
| Ilkokul 2. Sinif | paylaşım için çok tesekkürler |
| | #82 |
| Ilkokul 4. Sinif | "..Ve sevda ve zulu"m ve hayat Ve go"kyu"zu" ve sahra ve mavi okyanus ve kederli nehir yollarinin su"ru"lmu"s topragin ve sehirlerin bahti bir safak vakti degismis olur, bir safak vakti karanligin kenarindan Onlar ki agir ve nasirli ellerini topraga basip dogrulduklari zaman.." NAZIM HIKMET |
| | #83 |
| Ilkokul 4. Sinif | NIKBINLIK * Guzel gunler gorecegiz cocuklar, gunesli gunler gore- -cegiz... Motorlari maviliklere surecegiz cocuklar, isikli mavilikler sure- -cegiz... Actik miydi hele bir son vitesi, adedi devir. Motorun sesi. Uuuuuuuy! cocuklar kim bilir ne harikuladedir 160 kilometre giderken opusmesi... Hani simdi bize cumalari, pazarlari cicekli bahceler vardir, yalniz cumalari yalniz pazarlari.. Hani simdi biz bir peri masali dinler gibi seyrederiz isikli caddelerde magazalari, hani bunlar 77 katli yekpare camdan magazalardir. Hani simdi biz haykiririz Cevap: acilir kara kapli kitap: zindan.. kayis kapar kolumuzu kirilan kemik kan. Hani simdi bizim soframiza haftada bir et gelir. Ve cocukalrimiz isten eve sapsari iskelet gelir.. Hani simdi biz... Inanin: guzel gunler gorecegiz cocuklar gunesli gunler gore- -cegiz. Motorlari maviliklere surecegiz cocuklar isikli maviliklere sure- cegiz..... 1930 Nazim Hikmet |
| | #84 |
| Ilkokul 4. Sinif | YIL 1918 - 1919 ve KARAYILAN HIKAYESI Atesi ve ihaneti gorduk ve yanan gozlerimizle durduk bu dunyanin uzerinde. Istanbul 918 Tesrinlerinde, Izmir 919 Mayisinda ve Manisa, Menemen, Aydin, Akhisar : Mayis ortalarindan Haziran ortalarina kadar yani tutun kirma mevsimi, yani, arpalar bicilip bugdaya baslanirken yuvarlandilar... Adana, Antep, Urfa, Maras: dusmus dovusuyordu... Atesi ve ihaneti gorduk. Ve kanli bankerler pazarinda memleketi alamana satanlar, yan gelip olulerin uzerinde yatanlar dustuler can kaygusuna ve kurtarmak icin baslarini halkin gazabindan karanliga karisarak basip gittiler. Yaraliydi, yorgundu, fakirdi millet, en azili duvellerle dovusuyordu fakat, dovusuyordu, kole olmamak icin iki kat, iki kat soyulmamak icin. Atesi ve ihaneti gorduk. Murat nehri, Canik daglari ve Firat, Yesilirmak, Kizilirmak, Gultepe, Tilbesar Ovasi, gordu uzun disli Ingiliz'i. Ve Aksu'yla Kopsu, Karagol'le Sogut Golu ve gumus basamakli turbesinde yatan buyuk, asik olu, sapksi horoz tuylu Italyan'i gordu. Ve Cukurova, kiyasiya duzluk, ucurumlar, yamaclar, daglar kiyasiya ve Seyhan, ve Ceyhan ve kara gozlu Yuruk kizi, gordu mavi uniformali Fransiz'i. Ve devam ettik atesi ve ihaneti gormekte. Esraf ve ayan mutehayyizanin cogu, ve agalar: Bagdasar Aga'dan Kellesi Buyuk Mehmet Aga'ya kadar, kara donlu koylulerden. Ve bizim tarafa gecenler oldu Tunuslu ve Hiindli kolelerden. Ve Turkistanli Haci Ahmet, kisik gozleri, seyrek sakali, hafif makinali tufegiyle daglarda bir basina dolasti. Ve sabahleyin ve ogle sicaginda ve aksamustu ve ayisiginda ve yildiz alacasinda geceleyin, ne zaman sikissa bizimkiler, peyda oluverdi yerden biter gibi o ve ates etti ve dusmani dagitti ve kayboldu daglarda yine. Atesi ve ihaneti gorduk. Dayandik, dayandik her yanda, dayandik Izmir'de, Aydin'da, Adana'da dayandik, dayandik, Urfa'da, Maras'ta, Antep'te. Antepliler silahsor olur, ucan turnayi gozunden kacan tavsani ard ayagindan vururlar ve arap kisraginin ustunde taze yesil selvi gibi ince uzun dururlar. Antep sicak, Antep cetin yerdir. Antepliler silahsor olur. Antepliler yigit kisilerdir. Karayilan Karayilan olmazdan once Antep koyluklerinde irgatti. Belki rahatsizdi, belki rahatti, bunu dusunmege vakit birakmiyordular, yasiyordu bir tarla sicani gibi ve korkakti bir tarla sicani kadar. Yigitlik atla, silahla, toprakla olur, onun ati, silahi, topragi yoktu. Boynu yine boyle cop gibi ince ve boyle kocaman kafaliydi Karayilan Karayilan olmazdan once. Dusman Antep'e girince Antepliler onu korkusunu saklayan bir fistik agacindan alip indirdiler. Altina bir at cekip eline bir mavzer verdiler. Antep cetin yerdir. Kirmizi kayalarda yesil kertenkeleler. Sicak bulutlar dolasir havada ileri geri... Dusman tutmusu tepeleri, dusmanin topu vardi. Antepliler duz ovada sikismislardi. Dusman sarapnel dokuyordu, topragi kokunden sokuyordu. Dusman tutmustu tepeleri. Akan: Antep'in kaniydi. Duz ovada bir gul fidaniydi Karayilan'in Karayilan olmazdan onceki siperi. Bu fidan oyle kucuk, korkusu ve kafasi oyle buyuktu ki onun, namliya tek fisek surmeden yatiyordu yuzukoyun. Antep sicak, Antep cetin yerdir. Antepliler sihahsor olur. Antepliler yigit kisilerdir. Fakat dusmanin yopu vardi. Ve ne care, kader, duz ovayi Antepliler dusmana birakacaklardi. <Karayilan> olmazdan once umurunda degildi Karayilan'in kiyamete kadar dusmana verseler Antep'i. Cunku onu dusunmege alistirmadilar. Yasadi toprakta bir tarla sicani gibi, korkakti da bir tarla sicani kadar. Siperi bir gul fidaniydi onun, gul fidani dibinde yatiyordu ki yuzukoyun ak bir tasin ardindan kara bir yilan cikardi kafasini. Derisi isil, gozleri atesten al, dili cataldi. Birden bir kursun gelip kafasini aldi. Hayvan devrildi kaldi. Karayilan Karayilan olmazdan once kara yilanin encamini gorunce haykirdi avaz avaz omrunun ilk dusuncesini: <Ibret al, deli gonlum, demir sandikta saklansan bulur seni, ak tasin ardinda kara yilani bulan olum.> Ve bir tarla sicani gibi yasayip bir tarla sicani kadar korkak olan, firlayip atlayinca ileri bir dehset aldi Anteplileri, segirttiler pesince. Dusmani tepelerde yediler. Ve bir tarla sicani gibi yasayip bir tarla sicani gibi korkak olana: KARAYILAN dediler. <Karayilan der ki: Harbe oturak, Kili yollarindan kelle getirek, nerde dusman varsa orda bitirek, vurun ha yigitler namus gunudur...> Ve biz de bunu boylece duyduk ve cetesinin basinda yillarca nami yuruyen Karayilan'i ve Anteplileri ve Antep'i aynen duyup isittigimiz gibi destanimizin birinci babina koyduk. Nazim Hikmet |
| | #85 |
| Ilkokul 4. Sinif | ONLAR Onlar ki toprakta karinca, suda balik, havada kus kadar cokturlar; korkak, cesur, cahil hakim ve cocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardir, destanimizda yalniz onlarin maceralari vardir. Onlar ki uyup hainin igvasina sancaklarini elden yere dusururler ve dusmani meydanda koyup kacarlar evlerine ve onlar ki bir nice murtede hancer usururler ve yesil bir agac gibi gulen ve merasimsiz aglayan ve ana avrat kufreden ki onlardir, destanimizda yalniz onlarin maceralari vardir. Demir, komur ve seker ve kirmizi bakir ve mensucat ve sevda ve zulum ve hayat ve bilcimle sanayi kollarinin ve gokyuzu ve sahra ve mavi okyanus ve kederli nehir yollarinin, surulmus topragin ve sehirlerin bahti bir sabah vakti degismis olur, bir safak vakti karanligin kenarindan onlar agir ellerini topraga basip dogrulduklari zaman. En bilgin aynalara en renkli sekilleri aksettiren onlardir. Asirda onlar yendi, onlar yenildi. Cok sozler edildi onlara dair ve onlar icin: zincirlerinden baska kaybedecek seyleri yoktur, denildi. Nazim Hikmet [Kuvayi Milliye] |
| | #86 |
| Ilkokul 4. Sinif | HASRET yuz yil oldu yuzunu gormeyeli belini sarmayali gozunun icinde durmayali aklinin aydinligina sorular sormayali dokunmayali sicakligina karninin. yuz yildir bekler beni bir sehirde bir kadin. ayni daldaydik ayni daldaydik ayni daldan dusup ayrildik aramizda yuz yillik zaman yol yuz yillik. yuz yildir alaca karanlikta kosuyorum ardindan. Nazim Hikmet |
| | #87 |
| Ilkokul 4. Sinif | EN MUHIM MESELE Toprak doyurasi gozleri doymuyor Cok cok para kazanmak istiyorlar; oldurmemiz, olmemiz lazim geliyor cok cok para kazanmalari icin. Elbet de asikare yapmiyorlar bunu : renk renk fener asmislar kuru dallara, yalanlari salmislar yollara, hepsinin de kuyrugu telli pullu. Davullar dovuluyor pazar yerinde cadirlarda kaplan adam, deniz kizi, kesik bas, pembe donlu canbazlar tellerin uzerinde hepsininde yuzu gozu boyali. Aldanip aldanmamak, Iste butun mesele. Aldanmazsak : variz! Aldanirsak : yok! Nazim Hikmet 1951 |
| | #88 |
| Ilkokul 4. Sinif | Bugun Pazar Bugun pazar. Bugun beni ilk defa gunese cikardilar. Ve ben omrumde ilk defa gokyuzunun bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar genis olduguna sasarak kimildamadan durdum. Sonra saygiyla topraga oturdum, dayadim sirtimi duvara. Bu anda ne dusmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hurriyet, ne karim. Toprak, gunes ve ben... Bahtiyarim... NAZIM HIKMET |
| | #89 |
| Ilkokul 4. Sinif | Ben senden once olmek isterim. Gidenin arkasindan gelen gideni bulacak mi zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. Iyisi mi,beni yaktirirsin, odanda ocagin ustune korsun icinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, seffaf, beyaz camdan olsun ki icinde beni gorebilesin Fedakarligimi anliyorsun : vazgectim toprak olmaktan, vazgectim cicek olmaktan senin yaninda kalabilmek icin. Ve toz oluyorum yasiyorum yaninda senin. Sonra, sende olunce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yasariz kulumun icinde kulun ta ki bir savruk gelin yahut vefasiz bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karisacagiz ki birbirimize, atildigimiz coplukte bile zerrelerimiz yan yana dusecek. Topraga beraber dalacagiz. Ve bir gun yabani bir cicek bu toprak parcasindan nemlenip filizlenirse sapinda muhakkak iki cicek acacak : biri sen biri de ben. Ben daha olumu dusunmuyorum. Ben daha bir cocuk doguracagim Hayat tasiyor icimden. Kayniyor kanim. Yasayacagim, ama cok, pek cok, ama sen de beraber. Ama olum de korkutmuyor beni. Yalniz pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze seklini. Ben olunceye kadar da Bu duzelir herhalde. Hapisten cikmak ihtimalin var mi bugunlerde? Icimden bir sey : belki diyor. 18 Subat 1945 Piraye Nazim Hikmet |
| | #90 |
| Ilkokul 4. Sinif | 19 Yaşım Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım 19 yaşım Sana anam gibi hürmet ediyorum edeceğim Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum gideceğim Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım 19 yaşım * Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım Oturuyor 19 yaşım yatağımın başucunda ellerimin avucunda bana diyor ki; -- kafamızda getirelim geri o delikanlı günleri cancazım, o dehşetli güzel günleri... * Köpüklü şahlanışların dönüm yeri.. Dünyanın altıda biri; kan içinde doğuran ana.. İstasyondan istasyona yalınayak tankları kovalayarak açlıkla yarış... Şarkıların boyu kilometre ölümün boyu bir karış... * Kafkas; güneş Sibirya; kar Seslenebildiğiniz kadar ses- -lenin 24 saatte 24 saat Lenin 24 saat Marks 24 saat Engels Yüz dirhem kara ekmek, 20 ton kitap ve 20 dakika şey! .. * Ne günlerdi heheheeey onlar ne günlerdi ahbap! ! .. Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım Duruyor karanlıkta 19 yaşım Lambayı yakıyorum ona hayretle muhabbetle hürmetle ve daha bilmem neyle bakıyorum bakışıyoruz * Yılların arkasında çırptı kanadını 'Strasroy Ploşaat' ın saat kulesi Yaşıyor herhangi bir 24 saatini Vatandaş kavgasının darülfünun talebesi; Balık çorbası, tüfek talimi, tiyatro, balet KİTAP.. Patetes kamyonu başında süngü tak bekle nöbet KİTAP... KİTAP... Madde, şuur, istismar, fazla kıymet KİTAP... KİTAP... KİTAP... Manikür; hayır, Diş fırçası; evet. KİTAP... KİTAP... KİTAP... Bu ne 24 saat bu ne 24 saattir ahbap! ! * Aşk; yoldaş, Profesör; yoldaş, Zenci; coni, Alman; Telman, Çinli; Li Ve 19 yaşım yoldaş da yoldaş, yoldaş da yoldaş, yoldaşım... Yılların arkasında yuvarlanıyor başım başım yuvarlanıyor Uzun saçlarından tutuştu yıllar yıllar yanıyor yanıyor da yanıyor... * Oku Yaz Boz Bağır Çağır! Bütün kuvvetinle nefes al... KaFanda, kalbinde etinde iskeletinde ihtilal... İhtilal; gündüz-gece Gece ormanda çam dalları yakarak, bembeyaz yusyuvarlak aya bakarak, hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor.. Ve bu anda kuvvetli dinç bir ağrıdan gelen deli bir sevinç sıçrar atlar köpüklenir çatlar kafanda... * Haaayydaa, beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan bir kızıl süvarisin, bir kızıl süvariyim, bir kızıl süvariyiz, bir kızıl, , , , , Geçti üç yıl Ey benim 19 yaşım, Ormanda çam dalları yaktığımız hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek aya baktığımız gecelerin üstünden........ Ben yine söylüyorum aynı şarkıları Döndürmedi rüzgar beni havada yaprağa, ben kattım önüme rüzgarı... Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin, gözüme bakabilir elimi sıkabilirsin... Ve sen ki... Sen, BENİM İLK ÇOCUĞUM, İLK HOCAM, İLK YOLDAŞIM 19 YAŞIM |
| | #91 |
| Ilkokul 4. Sinif | hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz : bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev.. NAZIM HİKMET RAN |
| | #92 |
| Ilkokul 4. Sinif | Seviyorum seni Ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz Telaşlı,sevinçli,kuşkulu açar gibi Seviyorum seni Denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık İçimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür" der gibi... Nazım Hikmet |
| | #93 |
| Ilkokul 4. Sinif | Dünyadan memleketinden insandan umudun kesik değil diye ipe çekilmeyip de atılırsan içeriye yatarsan on yıl on beş yıl daha da yatacağından başka sallansaydım ipin ucunda bir bayrak gibi keşke demeyeceksin yaşamakta ayak direyeceksin. Belki bahtiyarlık değildir artık boynunun borcudur fakat düşmana inat bir gün fazla yaşamak. İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin kuyunun dibindeki taş gibi fakat öbür tarafın öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına sen ürpermelisin içerde dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa. İçerde mektup beklemek yanık türküler söylemek bir de bir de gözünü tavana dikip sabahlamak tatlıdır ama tehlikelidir. Tıraştan tıraşa yüzüne bak unut yaşını koru kendini bitten bir de bahar akşamlarından. Bir de ekmeği son lokmasına dek yemeyi bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman. Bir de kim bilir sevdiğin kadın seni sevmez olur ufak iş deme yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir içerdeki adama. İçerde gülü bahçeyi düşünmek fena dağları deryaları düşünmek iyi durup dinlenmeden okumayı yazmayı bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana bir de ayna dökmeyi. Yani içerde on yıl on beş yıl daha da fazlası hattâ geçirilmez değil geçirilir kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir. |
| | #94 |
| Ilkokul 4. Sinif | BEN İÇERİ DÜŞTÜĞÜMDEN BERİ Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya. Ona sorarsanız: “Lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman.” Bana sorarsanız: “On senesi ömrümün.” Bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene. Bir haftada yaza yaza tükeniverdi. Ona sorarsanız: “Bütün bir hayat.” Bana sorarsanız: “Adam sen de, bir iki hafta.” Katillikten yatan Osman, ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı, dolaştı dışarlarda bir vakit, sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar, dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda. Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar. Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları, rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan. Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur. Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri. Ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor. Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek ben içeri düştüğüm sene. Sonra vesikaya bindi, bizim burda, içerde, birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için. Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız. Ben içeri düştüğüm sene İKİNCİSİ başlamamıştı henüz. Daşav kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya. Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman. Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi ÜÇÜNCÜDEN bahsediyor Amerikan doları. Fakat gün ışıdı her şeye rağmen ben içeri düştüğümden beri. Ve “Karanlığın kenarından ONLAR ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular” yarı yarıya. Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya. Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine, ben içeri düştüğüm sene ONLAR için yazdığımı: “Onlar ki toprakta karınca suda balık havada kuş kadar çokturlar, korkak, cesur, cahil, hakîm ve çocukturlar, ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.” Ve gayrısı, meselâ benim on sene yatmam, lâfü güzaf. nazım hikmet.... |
| | #95 |
| Ilkokul 4. Sinif | YATAR BURSA KALESİNDE Sevdalınız komünisttir, on yıldan beri hapistir, yatar Bursa kalesinde. Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar, en âlâ mertebeye ermiş yatar, yatar Bursa kalesinde. Memleket toprağındadır kökü, Bedreddin gibi taşır yükü, yatar Bursa kalesinde. Yüreği delinip batmadan, şarkısı tükenip bitmeden, cennetini kaybetmeden, yatar Bursa kalesinde. (1947) NAZIM HİKMET RAN... |
| | #96 |
| Üniversite 4. Sinif | EkLediginiz siirLerin daha once bu konuda ekLenmemis oLmasina dikkat ederek ekLeyeLim arkadasLar... KatkiLarin icin tesekur ederim detina.. |
| | #97 |
| Ilkokul 4. Sinif | VATAN HAİNİ "Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması, topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. (28.7.962) NAZIM HİKMET RAN... |
| | #98 |
| Ilkokul 4. Sinif | SALKIMSÖĞÜT Akıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını. Salkımsöğütler yıkıyordu sularda saçlarını! Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koşuyordu kızıl atlılar güneşin bittiği yere! Birden bire kuş gibi vurulmuş gibi kanadından Yaralı bir atlı yuvarlandı atından! Bağırmadı, gidenleri geri çağırmadı, baktı yalnız dolu gözlerle uzaklaşan atların parıldayan nallarına! Ah ne yazık! Ne yazık ki ona dört nala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatamayacak, beyaz orduların ardında kılıç oynatamayacak! Nal sesleri sönüyor perde perde, Atlılar kayboluyor güneşin batığı yerde! Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar! Atları rüzgâr kanat... Atları rüzgâr. Atları... At... Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! Akar suyun sesi dindi. Gölgeler gölgelendi renkler silindi Siyah örtüler indi mavi gözlerine sarktı salkımsöğütler sarı saçlarının üzerine! Ağlama salkımsöğüt ağlama, Kara suyun aynasında el bağlama! el bağlama! ağlama! |
| | #99 |
| Ilkokul 4. Sinif | ÇANKIRI HAPİSANESİNDEN MEKTUPLAR Saat dört yoksun Saat beş yok Altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir... Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde... Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. "hanım abla" derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı, tepemizde, yukarda, güneşe yakın, bir konserve kutusunun içinde... Bir cumartesi gününü, hapisane çeşmesiyle ıslanan bir ikindi vaktini hatırlıyor musun? Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta, aklında mı: "Beypazarı meskenimiz,ilimiz, kim bilir nerede kalır ölümüz....?" O kadar resmini yaptım senin bana birini bırakmadın. Bende yalnız bir fotoğrafın var: bir başka bahçede çok rahat çok bahtiyar yem verip tavuklara gülüyorsun. Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu, fakat pek ala gülebildik ve bahtiyar olmadık değil. Nasıl haber aldık en güzel hürriyete dair, nasıl dinledik ayak seslerini yaklaşan müjdelerin, ne güzel şeyler konuştuk hapisane bahçesinde.. |
| | #100 |
| Ilkokul 4. Sinif | nazım usta deyince sular seller durur sadece o düşünceleri şiirleri yazıları gelir akla... nazım ustam sen hala yaşıyorsun ve hepte yaşayacaksın... |
![]() |
| Seçenekler | |
| |