CAYBURG.ORG
Haber Arsivleri Güncel ve Gündemligini kaybetmis haber arsivi.. Bölüme konu acilamaz, yöneticiler tarafindan konular kaydiririlir.
 
Kaytan: İmralı işkence sistemine karşı kararlı mücadele edeceğiz Bu konu 15 defa okundu ve 0 yorum yazildi.
 
Seçenekler
Alt 18.09.2008, 14:50 #1
Gold Members

Post Kaytan: İmralı işkence sistemine karşı kararlı mücadele edeceğiz


Kaytan: İmralı işkence sistemine karşı kararlı mücadele edeceğiz

BEHDİNAN / PKK kurucularından ve PKK Meclis Üyesi Ali Haydar Kaytan ile bir süre önce 10. Kongresini gerçekleştiren PKK’nin yeni dönem yapılanması, kongrede Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında alınan kararları konuştuk. Kaytan, kongrenin temel kararlarından birinin ‘İmralı işkence sistemine karşı mücadele’ olduğunu belirterek, bunun bütün PKK kadrolarının temel görevi olduğunu vurguladı. Kaytan sorularımızı cevapladı.

* 10. PKK Kongresi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı sistemi içinde tutulmasını nasıl değerlendirdi?

- Parti 10. Kongremiz Önder Apo’nun hala İmralı işkence sistemi içinde tutulmasını utanç verici ve kabul edilemez bir durum olarak değerlendirdi. Önderliğimizin esaretini insanlığın alnına sürülmüş bir kara leke olarak tanımladı. Bu lekenin silinmesi için ne gerekiyorsa onun yapılmasını kararlaştırdı.

Önderliğimiz, kendi deyişiyle ABD öncülüğünde başlayan emperyalizmin yeni küreselleşme hamlesinin ilk kurbanlarından biri ve belki de ilk kurbanı oldu. Kaosa sürecine giren sistemi ayakta tutmaya çalışan ve bunun için de Ortadoğu’ya müdahale eden ABD, bu müdahalenin ilk adımı olarak Önder Apo’yu tasfiye etmeyi veya en azından etkisiz kılmayı öngördü. Bu müdahalede tarihsel Kürt ihanetini yedeğine alma ve bu temelde Ortadoğu’daki mevcut statükoya karşı en büyük muhalif güç durumundaki Kürt potansiyelini kendi çıkarları doğrultusunda kullanma istemi, ABD’yi öncelikle Önderliğimizi bertaraf etmeye yöneltti. İsrail’in uzun süreden beri izlediği bir Kürt politikası vardı ve buna ters düşen ikinci bir Kürt politikasının varlığına tahammülü yoktu. İşbirlikçi Kürtlük İsrail’in Kürt politikasının pratikleşmesinin aktörü olmayı çoktan kabullenmişti. Ancak PKK öncülüğünde oluşan Apocu Kürt tipi bu politikanın uygulanmasının önündeki en büyük engel durumundaydı. Önder Apo sonuna kadar özgür yaşamakta kararlı bir halk gerçeği yaratmıştı. Bu halk gerçeği bölge halklarının özgür yaşama arzusunu tetikleyen en önemli unsur oluyordu. Bu açıdan Önder Apo var oldukça emperyalist sistemin Kürt olgusunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanması ve girişeceği müdahalede sonuç alması oldukça zordu. Uluslararası komplo bu temelde gerçekleşti.

TÜRK-KÜRT SAVAŞININ ÖNÜ KESİLDİ

Önder Apo, uluslararası komploya ilk darbeyi komplocuların öngördüğü 21. yüzyıla yayılmış bir Türk-Kürt savaşının önünü keserek vurdu. Komplocular Önderliğimizi bir ateş topu gibi kullanıp bir odunluk olarak değerlendirdikleri Türkiye’nin üzerine atmışlardı. Bu anlamda uluslararası komplo sadece Kürtlere değil, aynı zamanda Türkiye’ye karşı düzenlenmiş bir komploydu. Dolayısıyla sistemin başlangıç için öngördüğü şey kesinlikle Önderliğimizin imhasıydı ve bu imhada Türkiye’ye biçtiği rol cellatlıktı. Bu da karşılıklı bir öl ve öldür hedefine kilitlenmiş bir intikam savaşı demekti. Böylece özgür Kürtlük kör bir intikam savaşının içinde tüketilecek, bu savaşta zayıf düşen Türkiye ise sistemin her istediğine evet diyen bir güç durumuna düşürülecekti. İmralı duruşmaları sırasında Önderliğimizin Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümü doğrultusunda yaptığı açılım komplocuları boşluğa düşürdü ve daha ilk adımında kendilerini yenilgiye uğrattı. Halkların özgür, eşit ve demokratik temeller üzerinde yükselen kardeşçe birliğine derin bağlılığı Önderliğimizin bu başarısında belirleyici rol oynadı.

Ancak komplocuların bu biçimde boşluğa düşürülmeleri sistemin nihai yenilgisi anlamına gelmiyordu. Sorun çok daha derinlerdeydi ve kapsamlı bir sistem çözümünü gerektiriyordu. “Yaşam ya özgür olacak ya da hiç olmayacak” ilkesine derin bağlılığı, Önderliğimizi o olmaksızın özgür yaşama götürmeyecek olan hakikati arayış yürüyüşünü çok daha büyük bir hızla sürdürmeye götürdü. Sistemin bakış açısından kurtulmadıkça özgür yaşamla buluşmak olanaksızdı. Dolayısıyla kapitalist modernitenin bakış açısını aşmadıkça sistemin sınırları içinde kalmak ve sözüm ona sosyalist bir devlet sahibi de olunsa sonuçta sistemle bütünleşmek kaçınılmazdı. Reel sosyalizmin yetmiş yıllık pratiği de bunu gösteriyordu. Devlet, iktidar ve bunun için sonuna kadar savaş özgürlüğü mümkün kılmanın araçları olamazlardı. Önderliğimizin deyişiyle özgürlük, amaçları kadar araçlarının da temiz olmasını gerektiriyordu. Bu anlamda yapılması gereken şey sosyalizmin devletçilikten kurtarılması ve demokrasiyle bağının doğru kurulmasıydı. Buradan hareketle Önderliğimiz İmralı sistemi gibi bir imkânsızlık ve korkunç tecrit ortamında bütün çabasını sistemin kapsamlı bir biçimde çözülmesi üzerinde yoğunlaştırdı.

ÜÇÜNCÜ DOĞUŞ DÖNEMİ

Önder Apo, bu süreci en anlamlı bir biçimde özetleyen Nietzsche’nin bir sözünü kullanarak, “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir” dedi. İnsanlığın genelde devletçi uygarlık sistemine ve özelde kapitalist moderniteye karşı soylu direnişinin zirvesi olan İmralı duruşu böyle ortaya çıktı. Bu duruş insanlığın büyük anlam yücelmesine götürdü. Bu da deyim yerindeyse Önderliğin kanatlı düşünmesinin eseriydi. Zaten Kürt sorununun çözümü de kapsamlı bir sistem çözümünü dayatıyordu. Böylesi bir çözüme gitmeden özgürlüğü mümkün kılacak bir sistem de ortaya çıkarılamazdı. Dolayısıyla Önder Apo İmralı sürecinde hem mevcut sistemi çözerek aştı, hem de özgür yaşamı tüm insanlık için hayal olmaktan çıkarıp yaşanabilir bir gerçeğe dönüştüren ezilenlerin birleşik sistemini ortaya çıkardı. Bu sistemi de demokratik konfederalizm olarak tanımladı. Bu yeniden bir doğuştu. Önderliğimiz bunu üçüncü doğuş dönemi olarak tanımladı. Bunun tüm insanlık için bir çözüm olduğu gerçeğinden yola çıkarak, bu yeniden doğuş döneminin sonuna kadar böyle gideceğini belirtti.

Üçüncü doğuş dönemi her yönüyle sistemden gerçek bir kopuşun yolunu açtı. Zaten Önderliğimiz de bu dönemin genelde devletçi uygarlık yaşamından, özelde ise kapitalist modern yaşamdan kopuşla başladığını ifade etti. Devletçi sisteme alternatif olacak demokratik sistemin kuruluşu da buradan geçiyordu. Özgürlük bu biçimde mümkün hale geldi. Önder Apo, “İmralı sistemine alınmış olmasaydım, belki de özgürlüğü hiç yakalayamayacaktık” diyerek bu gerçeğe parmak bastı. Bu anlamda İmralı duruşu ve direnişi, bütün insanlık için özgür yaşamı yakalayan bir duruş ve direniştir. Başka bir deyişle Önder Apo’nun ulaştığı çözüm ulusal değil evrensel, yüzeysel değil derinlikli, parçasal değil bütünlüklü bir çözümdür; tüm insanlık için bir çözümdür. Deyim yerindeyse burada yeni tipte bir peygamberce çıkış ve bu çerçevede insanlığa bir sesleniş vardır. Çağdaş firavunlar ve nemrutlar sistemi olan kapitalist emperyalizm bu kavgada Çağdaş İbrahim’i ateşe atan bir konumda bulunmaktadır.

‘ÖNDER APO’YA ÖZGÜRLÜK KONGRESİ’

İmralı sisteminde her günü birkaç ölüme bedel koşullarda tutulan Önder Apo ile sistem arasındaki büyük savaş, özgürlük ile kölelik arasındaki savaştır. Günümüzde de Kürt gerçeğine damgasını vuran özgürlük-kölelik ikilemi aynı zamanda insanlığın yaşadığı bir ikilemdir. Gelinen aşamada kapitalizmin tüm insanlığa dayattığı şey sürüleşmedir. Kent yaşamı toplumsal bakımdan bir ağıla, cinsel açıdan bir haraya dönüştürülmüştür. İnsanlık en büyük düşürülmüşlüğe mahkûm edilmiştir. Bugünün dünyasında adeta dinlerin “Deccal gelecek” dediği koşulları çağrıştıran bir süreç yaşanmaktadır. Toplumu bir arada tutan ve insanın insan olmasını sağlayan ahlaki örgü paramparça edilmiştir. Görebilen insan için günümüz dünyasındaki yaşam, en az İmralı sistemindeki yaşam kadar acılı ve kahredicidir. Gözleri körleştiren ve yürekleri manda tezeğine dönüştüren bu sistemde paranın krallığı devam etsin ve kapitalistler kârlarına kâr katsınlar diye Önderliğimiz İmralı işkence sisteminde tutulmaktadır. En derin köleliği bir özgürlük patlaması gibi sunan bu sistem karşısında tüm insanlık adına yıkılmaz bir abide gibi dikilen Önderliğimiz, bu anlamda insan olma iddiası taşıyan herkesin mutlaka karşılık verme yükümlüğü altında olduğu bir özgürlük çığlığıdır.

Kongremiz bu çığlığa cevap olma kararlılığına ulaşan ve bunun iradesini yaratma kararlılığıyla donanan bir zirve oldu. Önderliğimizin tutsaklığını özgür insanın ve insanlığın tutsaklığı olarak değerlendiren kongremiz, bu tutsaklığın zamana yayılmasını kabul edilemez olarak değerlendirdi ve her alanda geliştireceğimiz mücadelenin temeline Önderliğimizin özgürlüğünü koydu. Önderliksiz bir yaşamın asla kabul edilmeyeceğini ve bunun kölelik sistemine teslim olmak anlamına geldiğini bir kez daha teyit etti. Bu çerçevede kendisini “Önder Apo’ya Özgürlük Kongresi” olarak adlandırdı. Yeni bir parti zirvesine kadar Önderliğimizi özgürleştirmeyi gerçekleşmesi gereken bir hedef olarak belirledi. Yani Önderliğimizin özgürlüğünü bir ajitasyon sloganı olarak değil, pratikte mutlaka ulaşılması gereken ve ulaşılabilir bir hedef olarak ele aldı.

HER PKK KADROSU HALKA BORÇLUDUR

* Kongre temel olarak özeleştirileri ‘’yetersiz yoldaşlık’ üzerinde yoğunlaştırdı. Hareketiniz ‘’yetersiz yoldaşlığı’’ nasıl tanımlıyor?

- Önderliğimiz İmralı sistemine alınışıyla sonuçlanan trajedinin kaynağında sahte dostluk ve yetersiz yoldaşlığın yattığını söyledi. Kuşkusuz Önderliğimiz de değerlendirmelerinde kendi esaretinden tek başına ve hatta belirleyici etken olarak yetersiz yoldaşlığı görmenin doğru olmayacağını ifade etti. Ancak görev ve sorumluluklarına layıkıyla sahip çıkmayarak sistemin tüm oklarını Önderliğe yöneltmesine yol açması, Önder Apo ile yoldaş olma iddiasındaki tüm PKK kadroları açısından ağır bir suçluluk durumuydu. Bu öylesi bir suçtur ki, bağışlanması asla düşünülemez. Her PKK kadrosu Apocu anlayış gücü ve tarza ulaşarak geliştireceği başarılı pratikle bu suçu sadece hafifletebilir. Bu anlamda suçunu mutlaka ödemesi gereken bir borca dönüştürerek kendisini vicdani olarak bir parça da olsa rahatlatabilir. Bu da özünde Önder Apo’nun özgürleştirilmesiyle mümkün olabilir. Dolayısıyla 10. Kongremize egemen olan ruh hali, bu suçluluğun neden olduğu dayanılmaz utancın yol açtığı büyük kararlaşma ve yine bu utancın körüklediği başarılı pratikleşme tutkusu oldu.

Yetersiz yoldaşlık aslında kendini yeterli gören ve giderek kendisinde gelişme yaratmayı sürekli kılamayan bir yoldaşlık türüdür. Bu açıdan da özünde kendini kandırma ve giderek çevresini aldatma biçimidir. Mevcut sistemi aşma ve özgürlükçü bir sistem yaratma iddiasındaki bir hareketin kadrosu ve militanı kendisini asla yeterli göremez. Bu yeterlilik mevcut durumun kabulüne götürür ki, bu da ahlaki bakımdan çöküş ve çürüme sürecine girmek demektir. PKK militanlığı yeterlilik anlayışını her zaman bir ahlaksızlık olarak görmüş ve şiddetle mahkûm etmiştir. 14 Temmuz Direnişinin ölümsüz kahramanı Mehmet Hayri Durmuş’un son nefesinde bile “Mezarıma borçlu yazın” demesi bu soylu anlayışın ve özgürlüğe tutkulu bağlılığın bir sonucudur. Özgürlük tutkusu ve çıplak bedeni dışında bir silaha sahip olmayan, buna rağmen imkânsızlıkların egemen olduğu bir ortamda inkâr ve imha sistemini yenilgiye uğratan bir direnişe önderlik yapan Hayri yoldaşın bu duruşu karşısında, hiçbir partili kendini asla yeterli olarak kabul edemez. Her PKK kadrosu kendi halkına karşı borçludur ve bu borcu ödemekle yükümlüdür.

Önderlikle yeterli yoldaşlık yapmaya kenetlenmiş bir partililik ölçüler, ilkeler ve özgür yaşam çıtasını sürekli yükseltmek zorundadır. Bugünün en alçaltıcı kölelik dünyasına karşı özgür bir dünyanın mümkün olduğuna inanan her partili devrimci, tüm çabasını bu doğrultuda seferber etmekle mükelleftir. Bu anlamda özgürlük kendini bu dünyanın değiştirilmesine adamaktır. Eğer fedaiyi hakikate adanmış insan olarak tanımlarsak, her PKK kadrosu bir fedaidir. Dolayısıyla fedailik özgür yaşamın savunulması ve gerçek haline getirilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Fedailik zamana yayılmış onursuz bir ölümü anlatan kapitalist modern yaşama karşı özgür yaşama kilitlenmek ve bu iğrenç yaşamdan büyük kopuşu sağlamaktır. 10. Kongre gerçeğimiz böylesi bir kopuşu sadece partililer açısından değil, halkımız ve tüm insanlık için gerçekleştirme kararlılığına ulaşan bir zirve niteliğine sahiptir. Bu çerçevede “Ya özgür yaşam, ya hiç” 10. Kongremizin de temel şiarı olmuştur.

10. Kongremiz tasfiyeci-provokasyon eğilimine karşı mücadeleyi tasfiyeciliğe karşı mücadelenin yegâne biçimi olarak gören anlayışı şiddetle mahkûm etmiştir. Yani tasfiyecilik denildiğinde akla tasfiyeci-provokasyon eğiliminin gelmesini reddetmiş, tasfiyeciliği ölçülerin geriye çekilmesi biçiminde tanımlamış ve parti içinde militan ölçülerin geriye çekilmesine karşı bir mücadele yürütme kararlılığına ulaşmıştır. Önder Apo’nun özgürleştirilmesi gibi büyük bir hedefe ulaşmak, ancak parti ölçülerini her alanda temsil eden partililerin pratik öncülük görevlerine sonuna kadar sahip çıkmalarıyla mümkün olacaktır.

‘VİYAN VE NUDA’YI ESAS ALMAMIZ GEREKİR’

Kongremiz uluslararası komplonun partimize içerden müdahalesini ifade eden tasfiyeci-provokasyon eğiliminin örgütte ciddi bir sarsıntı yaratmasını bu eğilimin gücüne değil, partiye sahip çıkması gereken militanların zayıflığına bağladı. 10. Kongre bu zayıflığın kaynağında Apocu anlayış ve mücadele ruhundan uzaklaşmanın yattığını doğruladı. Bu anlamda yetersiz yoldaşlığı bir kez daha mahkûm etti. Bu çerçevede Viyan yoldaşın eylemini yetersiz yoldaşlığa karşı bir isyan ve Önderliğimizin özgürlüğüne kenetlenmeye bir çağrı olarak değerlendirdi. Gerçekten de Viyan yoldaş üçüncü partileşme döneminde İmralı sistemine hayır diyen ve bu temelde Êdi Bese Hamlesine damgasını vuran ilk görkemli Önderlikle soylu yoldaşlık çıkışı oldu. Partimiz Êdi Bese Hamlesini Viyan yoldaşın bu çıkışı üzerinde devraldı ve ikinci aşamasına ulaştırdı. Viyan ve Nuda yoldaşlar, her açıdan Önderlikle nasıl bütünleşeceğimizi ve yetersizliklerimizi nasıl aşacağımızı bize gösteren bir yaşam ve mücadele duruşu sergilediler. Her iki yoldaşımızın PKK Yeniden İnşa Komitesi üyeleri olmaları son derece anlamlıydı. Viyan yoldaş “Önderliğimizi esaretinin sekizinci yılında İmralı sistemi altında görmek istemiyorum” diyerek, İmralı sisteminin kabul edilmemesi gerektiğini adeta bir emir olarak PKK militanına dikte ettirdi. Benzer duruşu mücadelemizin en kızgın sahasındaki kararlı duruşuyla Nuda yoldaş ortaya koydu.

10. Kongreye damgasını vuran, kongre delegelerinin tümünü etkisi altına alan ve bu doğrultuda her PKK militanını kuşatacak ruh Viyan ve Nuda yoldaşların ruhu oldu. Onlar Önderliğe sınırsız bağlılığın, Önderliği yaşama ve yaşatmanın eşsiz sembol kişilikleriydi. Bu iki sembol kişilik Önderliğe bağlılığın Onu gerçekten anlamak ve uygulamaktan geçtiğini çok iyi biliyorlardı. Onlar yetersiz yoldaşlığın bir başka ifadesi olan kişilikteki parçalanmanın kendini bir yük gibi partiye taşıtmak anlamına geldiğini bilerek, bütünlüklü ve sistemli komple bir militan kişiliği temsil ettiler. Dikkatlerini aynı noktada yoğunlaştırarak bütün varlıklarıyla Önderliğin özgürlüğüne bağlandılar. Kongremiz, Viyan ve Nuda kişiliğini esas almamız halinde bugünün hayalini yarının gerçeği kılabileceğimizi, yani Önderliğimizi ve ülkemizi özgürleştirebileceğimizi gösterdi.

ÖCALAN’A YÖNELİK YOKETME GİRİŞİMLERİ

* PKK 10. Kongresi Öcalan’ın özgürlüğüne nasıl bir anlam yükledi? Bu konuda örgüt ve kadro yapısına dönük tespitleri neler oldu?

- Daha önce de değindiğim gibi, Partimizin 10. Kongresi kendisini “Önder Apo’ya Özgürlük Kongresi” olarak tanımladı. Bu tanımlama kongreye Apocu düşünce ve ruhun damgasını vurduğunu ifade ettiği gibi, bir sonraki kongreye kadar gerçekleştirme yükümlülüğü altına girdiği hedefin Önder Apo’nun özgürlüğü olduğunu da ortaya koyuyor. Hedef bu denli açık ve çarpıcı bir biçimde belirlenmiştir. En çirkin yalanı anlatan reel gerçekliğe teslim olanlar için bu hedefe ulaşmak imkânsız gibi görünebilir. Ama Apocu tarzın mucizevî olanı gerçekleştirmek demek olduğunu bilenler için oldukça gerçekçi bir hedeftir. Önderliğin özgürlüğüne götüren yol, öncelikle böylesi bir yükümlülük altına bilerek ve isteyerek giren militan için Önderliğin yaşanmasından geçer. Bunun için partimiz “Önderliği yaşa ve yaşat” dedi. Yaşamayan yaşatamaz; bu da aynı ölçüde açık bir gerçektir. Önderliğimizin de dile getirdiği gibi, günümüzün mezardan beter yapılarının içinden öncelikle ütopyayla çıkış yapılır. Bu anlamda insanın kendi hayallerinin büyüklüğü ölçüsünde özgür olduğunu söylemek doğrudur. Biz işte bu doğruyu esas alıyoruz. Böylesi bir doğruyu esas alıp pratikte gerçekleştirmeden yaşamanın haram olduğunu söylüyoruz.

Önder Apo on yıldır görülmemiş işkence koşulları altında tutulmakta, kendisine korkunç bir tecrit ve izolasyon dayatılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi zehirlenmiştir. Anlam olarak Önderliğimizi yok etmeyi başaramayanlar, kendisini fiziki olarak imha etmeye çalışmışlardır. Zehirleme yaşam süresini kısaltma ve erken ölüme yol açmayı amaçlamıştır. Frengili beyinler Önderliğimizden kurtulmanın yolunu kendisini zehirlemekte aramışlardır. Böylesi bir işkence sisteminin bir başka örneği yoktur. Önderliğimizin şahsında zehirlenen partimiz, halkımız ve özgürlük için umut arayışında olan tüm insanlıktır. Önder Apo herhangi ağır bir tutuklu değil, her saniyesi ölüm tehdidi altında geçen bir rehinedir. Rehine konumunda tutulmak, hukuk dışı uygulamaların muhatabı olmak demektir. Bu anlamda İmralı sistemi bir hukuksuzluk sistemidir. Kongremiz de bunu böyle ele alıp değerlendirmiştir. Sistem Önderliğimize dayattığı koşullarla kendi hukukunun da ırzına geçmiştir. Bu yüzden mevcut rehine statüsünü normal bir tutukluluk durumu olarak ele almak kesinlikle yanlıştır ve köleliği benimsetme amaçlıdır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bu hukuksuz ve adaletsiz sistemi içimize sindirmemiz mümkün değildir.

‘İMRALI SİSTEMİYLE BİRLİKTE YAŞAMAK İSTEMİYORUZ’


Kongremizin ortaya çıkardığı irade ve kararlılık düzeyi kesindir: Biz parti ve halk olarak artık İmralı sistemiyle birlikte yaşamak istemiyoruz. Bu bir şikâyet ya da yakarış değildir, İmralı sistemini yerin dibine gömme kararlılığı ve bunun zorunlu kıldığı her türlü yöntemle mücadele etme arzusudur. Bu noktada sonucu elbette PKK militanlığının düzeyi belirleyecektir. Önder Apo’yu özgürleştirecek olan Kürt halkının topyekûn direnişi olacaktır. Bu direnişi ortaya çıkarıp örgütleyerek hedefe yöneltecek olan güç ise PKK militanlığıdır. Dolayısıyla kongremizin ertelenemez emri böylesi bir militanı ortaya çıkarmak ve halkın topyekûn direnişine öncülük etmesini sağlamaktır.

Kuşkusuz tasfiyeci-provokasyon eğilimi kadroda bir savrulmayı ortaya çıkarmış bulunuyor. Özellikle legal zeminlerde faaliyet gösteren kadrolarımızın durumu kabul edilemez bir yapı arz etmektedir. Modernist yaşama öykünme, bireysellik adına sistem içileşmeyi yaşama, ‘özgür birey’ soytarılığıyla halktan kopup elitleşme, içi ve dışıyla halka ters düşmüşlüğü temsil etme, buna karşılık parti yetkilerini gasp edip halkın değerleri üzerinde kendini yaşama türünden çirkinliklerden arınma konusunda hala ciddi sorunlarımız bulunmaktadır. Biz kimseyi zorla saflarımızda tutamayız. Herkese kendi seçimini yapma özgürlüğünü tanıyoruz. İsteyen kendini pazara sürüp alıcı aramaya çıkabilir. Ama parti hareketimizin saflarında kaldığı müddetçe, herkes bu hareketin ölçülerini esas alacak, onun disiplinini yaşayacak, onun özgür yaşamına bağlanacak, kendini bütün varlığıyla Önderliğimizin ve ülkemizin özgürlüğüne adayacaktır. Bu anlamda parti ve partililik tanımımız son derece nettir. Partililik, Kemal Pir yoldaşın sözleriyle ruhsal birliktir. Parti ortamımıza adım atan herkes önkoşul olarak bu ruhsal birliği yakalamış demektir. Bir kez böylesi bir birlik yakalandıktan sonra bunu ideolojik, politik, örgütsel ve eylemsel birliğe dek ilerletmek zor olmayacaktır. Önderliğimizin “Kadın ya da erkek bir tek kadro kalsa bile benim için yeterlidir” dediği partili kadro tipi budur.

Ruhsal birlik her şeyden önce Kemal Pir ve Zilan ruhunda birleşmektir. Bu ruh bencil ve maddiyatçı değildir. Önderliğin özgürlüğü gibi kutsallık arz eden ve ülkemizin ve halkımızın özgürlüğüyle özdeş olan bir hedefe ulaşmak, ancak Kemal Pir ve Zilan’ın ruhunda ve kişiliğinde erimekle mümkün olabilir. Sözüm ona bireysellik peşinde koşan ve kendisine özel alanlar açan uyduruk kadro tipiyle böylesi soylu yürüyüşlere girişmek bir yana, pikniğe bile çıkılamaz. En büyük ve asla geriye çekilemez kararlaşmamız bu noktadadır. Bunun anlamı son derece açıktır: Bu hareketin saflarında yer alan veya hareketimize yeni katılan her arkadaşımız erkekse Kemal Pir, kadınsa Zilan olacaktır. Kemal ve Zilan’ın ölçülerinden daha geri ölçülere asla icazet verilmeyecektir. Daha doğrusu her yerde aynı kadro ölçüleri hâkim olacaktır. Bu ölçüleri geriye çeken her davranış ve eylem tasfiyecilik olarak değerlendirilecek ve tasfiye edilecektir. Dolayısıyla 10. Kongre ruhuna uygun olarak, partimiz kendisine dayatılan tasfiyeciliğe ve ona zemin teşkil eden orta yolculuğu bitirmekte kararlıdır. Her kadromuz, Önderliğimizi kendisine rehber alarak, duygu ve anlam gücüne dayanarak yaşayacaktır. Her partili tıpkı Önder Apo gibi en büyük gücü burada bulacak; anlama ve hissetmede derinleşerek, zaferi kendisinde güvenceye almış militanın temsilcisi haline gelecektir.

KONGRENİN KARARLILIĞI

Önderliğimiz, “Hayırlı bir işe başlamak istiyorsanız çok fazla olanağa ihtiyacınız yoktur. Birkaç doğru söz ve iyi duygular birleştiğinde, yeter ki bu işe inanın ve kendinizi onun başarısına yatırın, gerisi gelir” dedi. Bunun parti tarihimizden çıkarmamız gereken en temel ders olduğunu söyledi. Önderliğin özgürlüğü uğruna topyekûn bir halk direnişini ortaya çıkarmaktan daha hayırlı bir iş olabilir mi? “Önderliğe Özgürlük!” sözünden daha doğru bir sözün varlığından bahsedilebilir mi? İmralı sistemiyle birlikte yaşamayı reddetme duygusundan daha fazla değer ifade eden bir duygu var mıdır? Önderliğin gerçekten özgürleşmesini isteyen, ruhu özgürlük tarafından fethedilmiş, “İmralı işkence sistemine hayır!” diyen ve bu reddi muazzam bir güç kaynağına dönüştüren bir militanlaşmanın önünde hangi engel aşılmadan sağlam kalabilir?

Elbette fedai özgürlük militanı örgütlenmiş özgür halk demektir. Partili halkı örgütleyebildiği ve örgütlü eyleme geçirebildiği ölçüde partilidir. Bugünkü orta sınıf zemininden uzaklaşmayan ve partimizin en sağlam dayanağı olan ezilen yoksul kesimlere açılmayan kadro tipiyle böylesi bir halk direnişi yaratılamaz. Bu kadro tipi kendini aşmak ve halkın öncüsü olma kimliğini mutlaka yakalamak zorundadır. Aşmazsa kendisi aşılacaktır. Biz sadece inkârcı ve imhacı sömürgecilik sistemiyle değil, orta sınıf partisiyle de mücadele halindeyiz. İçimizde örgütlenmeye çalışan bu parti, hareketimizi sistem içine çekmeye çalışan bir ajan yapılanma durumundadır. En azından objektif gerçekliği budur. 10. Kongremiz bu yapılanmanın devamına da ‘êdi bese’ demiştir. Orta sınıf partisi, dayandığı toplumsal zemin itibariyle zaten kaçınılmaz olarak kapitalist modernite zemininde hareket eden bir partidir. Halbuki Önderliğimiz yeni sloganımızın “Ya kapitalizm, ya özgür yaşam” olduğunu söyledi. Kapitalizme savrulmuş bir kadro tiplemesiyle soylu özgürlük davaları kesinlikle ilerletilemez, tersine yenilgiye mahkûm edilir. Dolayısıyla her bakımdan kapitalizmden kopuş bizim için esastır. Kongremizin kararlılığı böyledir.

ÖCALAN İÇİN ALINAN KARARLAR

* PKK Kongresi’nde hareketinizin lideri Öcalan konusunda ne gibi kararlar aldı? Hangi öncelikli hedefleri belirledi?

- Elbette Kongremizde ‘Önderliğe İlişkin Karar’ başlıklı bir kararlaşmamız oldu. Ancak Önderlik konusunda alınan kararları sadece bu kapsamın içine sıkıştırmak doğru değildir. Kongremiz Önder Apo’nun özgürleştirilmesini yeni sürecin biricik görevi olarak belirledi. Bütün değerlendirmelerini bu temelde geliştirdi, bütün kararlarını buna göre aldı. En basitinden en karmaşık olanına kadar geliştirmeyi kararlaştırdığı bütün eylemlerini bu hedefe kilitledi. 10. Kongremiz bu azim, irade ve kararlılığın ifadesi oldu. Bundan sonrası artık pratikleşmedir. Söz söyleme zamanı geçmiştir, an artık eylem anıdır.

Kuşkusuz Önderliğimiz öncelikle büyük bir düşünce gücüdür, insanlığın anlam bakımından yücelmesinin doruğudur. Dolayısıyla Önderliğimizin düşüncelerini yaymak ve bu çerçevede Önder Apo’yu özgürleşme umudu peşindeki insanlıkla buluşturmak en önde gelen görevlerimizden biri durumundadır. Bu temelde Önder Apo’nun Savunmalarını değişik dillere çevirmek kongremizin temel kararlarından biri olmuştur. Bizim için özgürlük anlamaktır ve Önderliğimiz gibi biz de bunun dışında bir özgürlüğün olabileceğini düşünmüyoruz. Anlamak fiilini gerçek anlamda işletmek, Önder Apo’nun düşünceleriyle tanışmaya ve giderek bu düşüncelerin özümsenmesine bağlıdır. Bu bakımdan bütün halkların devrimci aydınlarını Önderliğimizin Savunmalarını kendi toplumlarının dillerine çevirip kendi halklarına mal etmeye çağırıyoruz. Önderliğimiz ve Onun şahsında halkımızla dayanışmanın en etkili yolunun bu olduğuna inanıyoruz.

Yine İmralı işkence sisteminde tutulması yetmiyormuş gibi, Önderliğimiz ağır ideolojik saldırılarla yıpratılmaya çalışılmakta, bu çerçevede sistemli ve tek merkezden yürütülen bir karalama kampanyasının hedefi haline getirilmiş bulunmaktadır. Sözde İslamcı medya bu saldırıların başını çekmekte, bu konuda her türlü alçaklığı ve ahlaksızlığı sergilemekte bir sakınca görmemektedir. Kongremiz bu saldırılara da anında cevap verme kararına ulaşmış, bunu başta ideolojik örgütlerimiz olmak üzere tüm kadrolarımızın önüne bir görev olarak koymuştur. Bütün bunların yanı sıra özgün olarak alınan birçok karar daha vardır ve bunlar mutlaka pratikleştirilecektir.

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse, Partimizin 10. Kongresinin Özgürlük Hareketimiz ve halkımız adına Önderliğimizi özgürleştirmeyi en temel görev olarak kararlaştırıp uygulanmak üzere önümüze koyması son derece anlamlı ve değerlidir. Bu zirveyle birlikte bütün duygularımız, düşüncemiz, davranışımız ve eylemimiz, kısacası bütün nefes alışımız mutlak anlamda Önderliğin özgürlüğüne bağlanacaktır. Bunun dışında nefes alışı bile kendimize haram sayıyoruz. Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlayıncaya kadar durup dinlenmeyeceğiz; önümüze ne tür engeller dikilirse dikilsin, hepsini aşmasını bileceğiz. Bunun dar anlamda bir devrimci tutsağın özgürleştirilmesi olmadığını çok iyi biliyoruz. Özgürleşen Önderlik, özgürleşen Kürt halkı demektir. Aynı şekilde bunun tersi de doğrudur. Özgürleşen Kürt halkı, özgürleşen Önderliktir. Halkımız Önderliğe bağlılığını muazzam direnişiyle kanıtlamış, kendisine dayatılan Önderliksiz yaşamı ve sözde çözüm arayışlarını sürekli reddetmiştir. Bu anlamda Kürt halkı Güneş Ülkesi’nin halkı olduğunu defalarca ortaya koymuştur. Böyle bir halkın mensubu olmak gurur verici olduğu kadar, ona layık olmak da insan sıfatını taşımanın gereğidir. Biz bu anlamda halkımıza layık olacağız ve ulaşmak istediğimiz hedeflere halkımızla birlikte varacağız.

Bu büyük kararlılık ve inançla partimizin kadro ve sempatizanlarını Önder Apo’nun çizgisinde ve kahraman şehitlerimizin izinde kendilerini kapsamlı bir özeleştirisel sorgulamadan geçirerek yenilemeye, bu temelde yeniden inşa olmuş PKK gerçeğine güçlü bir katılım yapmaya, nerede olursa olsun her türlü görev ve sorumluluğu üstlenerek üzerine düşen görevlerin gereklerini pratikte başarıyla yerine getirmeye, başarıdan başka bir seçeneği asla kabul etmemeye, bu çerçevede Önder Apo’nun özgürlüğü mücadelesini güçlü, etkin ve başarılı bir biçimde yürütmeye çağırıyoruz.

[Üye Özel | For Members]
 

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB Kodlari Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


WEZ Format +2. Şuan Saat: 06:44.
Cayburg - Arşiv - Top - Iyiler - Web Stats
Rapidshare Uploaded.to Uptal.com Upshare.NET Filefactory.com Videolari, Video izle Fun, Fan Anket WinRAR | File Hosting Free Kurd Radyo Dinle Bedava Albüm Indir Yeni Albüm Albüm Paylasim .Net .Org
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.